INTERNATIONAL TÜP BEBEK



Kısırlık (İnfertilite) nedir?
Yumurtalıklar ile ilgili nedenler
Açıklanamayan İnfertilite
İnfertilitede Tedavi Seçenekleri
IVF ve ICSI
Girişimsel yolla sperm elde edilebilecek yöntemler
Girişimsel yolla sperm elde etme ameliyatlarının endikasyonları
Girişimsel yöntemlerle sperm elde edilmesinin riskleri, komplikasyonları ve sonuçları
Girişimsel yöntemlerle tedavi kabul edilirse avantajları ve beklenen sonuçları
Üreme yolundan intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) için girişimsel yolla sperm elde etme
TESE için öngörülen girişimin süresi, hastanede kalış süresi
TESE sonrası (evde, işinde) dikkat edilmesi gereken özellikler


Kısırlık (İnfertilite) nedir?
Kısırlık, diğer adı ile infertilite, çiftlerin 1 yıl süre ile korunmasız ve düzenli ilişkide bulunmasına rağmen gebe kalamama durumudur. Hiçbir sorunu olmayan bir çiftin bir menstrüel siklus sırasında gebelik elde etme olasılığı yaklaşık %20-25 olarak tahmin edilmektedir. Bu tahmin baz alındığında çiftlerin yaklaşık %90'ı bir yılın sonunda gebe kalabilir. İnfertilite, doğurgan dönemdeki tüm çiftlerin %10-15'ini etkileyen bir sağlık sorunudur. Bu oran yıllara göre değişmiyor gibi kabul edilse de, her geçen yıl yardımcı üreme teknikleri (YÜT) kliniklerine yapılan başvuru sayılarında artış gözlenmektedir. Bu artışta rol oynayan etkenler arasında, görsel ve yazılı basın yolu ile yapılan bilgilendirmeler, tedavilerin toplumda daha fazla kabul görmesi ve tanınması ve sonrasında insanların bu konuda bilinçlenmeleri, değişen yaşam koşullarının getirdiği sosyolojik değişikliklerle beraber kadınların evlenme ve çocuk doğurma yaşlarının ileri yaşlara ertelenmesi sayılabilir.
Çocuk sahibi olma isteğiyle tüp bebek merkezlerine başvuran çiftlerde infertilite nedeni yaklaşık olarak %25-40 oranında erkek, %40-55 oranında kadın, ve %10 oranında da hem kadın hem de erkek faktörüdür. Yaklaşık %10'luk grupta da tüm araştırmalara rağmen kadın ve erkekte infertiliteyi açıklayacak neden bulunamamaktadır. Bu grup hastalar " açıklanamayan infertilite" olarak kabul edilir.

İnfertil Çiftin Değerlendirmesi
İnfertil çift ile yapılan ilk görüşmenin esaslarını, detaylı bir hikaye alma, fiziki muayene, temel testler ve danışmanlık hizmeti oluşturur. Kadının detaylı tıbbi ve cerrahi özgeçmişi incelendikten sonra, özellikle adet düzeni, galaktore (memeden kendiliğinden süt gelip gelmemesi), tüylenme, pelvik ağrı, ağrılı adet görme, ağrılı cinsel ilişki, geçirilmiş üst genital sistem enfeksiyonu hikayesi ve önceki gebelikleri detaylıca sorgulanır. Erkek partnerde ise geçirilmiş genital cerrahi (inmemiş testise yönelik cerrahi girişimler, varikosel cerrahisi gibi) ve enfeksiyon (özellikle kabakulak orşiti) hikayesi araştırılır.

Kadının genel fizik muayenesinde;

• Vücut-kütle indeksi (BMI) ölçülür,
• Tüylenme ve galaktore (göğüslerden akıntı gelmesi) araştırılır,
• Tiroid bezi muayenesi yapılır.

Jinekolojik muayeneyi ise pelvik muayene ve transvajinal ultrason incelemesi oluşturur. Vajinal ultrason incelemesinde ise rahim, rahim zarı ve yumurtalıkların yapısı değerlendirilir. Myom, polip (döl yatağında yer kaplayan genelde iyi huylu olan yumuşak doku) , hidrosalfenks (tüplerin tıkanmasına olarak bağlı tüpün genişlemesi ve içinde sıvı veya iltihap birikmesi durumu) gibi patolojik yapıların varlığı, overlerin yapısı ve kapasitesi incelenmelidir. İnfertil bir çiftin ilk değerlendirmesinde temelde yapılması gereken tetkikleri; erkekte spermiogram (en az 3-en fazla 7 gün süreli cinsel perhiz sonrası verilmelidir), kadında ise adetin 3. günü bakılan hormon profili (serum FSH, LH, estradiol, prolaktin ve TSH düzeyleri) ve histerosalfingografi (rahim filmi) oluşturmaktadır. Semen analizi sonucuna bağlı olarak gerekirse üroloji-androloji hekimleri ile konsültasyon planlanabilir. Yukarıda belirtilen tüm muayene ve testler neticesinde infertilite etiyolojisi tanımlanan çifte, sorunun ne olduğu ve bundan sonrası için uygulanacak tedavi yöntemleri hakkında danışmanlık hizmeti verilir. Çiftlerle yapılan bu görüşme sırasında, denenecek her bir yöntem için deneme başına gebelik şansı ve toplamda elde edilebilecek gebelik şansı anlatılır. Yardımcı üreme teknikleri ile elde edilmiş gebeliklerde spontan gebeliklere kıyasla daha yüksek oranlarda görülen çoğul gebelik, dış gebelik, düşük ve artmış fetal anomali olasılıkları konusunda bilgi verilir.

İnfertilite Etiyolojisi
Kadına ait nedenler

Kadın infertilitesi etiyolojisinde rol alan nedenler görülme sıklıklarıyla beraber aşağıda listelenmiştir.:
    - Yumurtalıklar ile ilgili nedenler % 30-40
    - Tubal veya peritoneal nedenler % 30-40
    - Açıklanamayan infertilite % 10-15
    - Diğer nedenler %10-15
Çok az çiftte, doğuştan veya sonradan oluşmuş nedenlerle sperm veya yumurta hücresinin yokluğuna bağlı olarak günümüz şartlarında tedavisi mümkün olmayan "mutlak infertilite" sorunu görülmektedir. Bu çiftler için evlat edinme, donör yumurta/sperm kullanımı (ülkemizde yasal değildir) veya taşıyıcı annelik (ülkemizde yasal değildir) seçenekleri tartışılmalıdır.
  • Başa Dön

    Yumurtalıklar ile ilgili nedenler
    İleri yaş, kadının üreme yeteneğini ve tedavi sonuçlarını olumsuz etkileyen en önemli faktördür. Yumurtalık hücresindeki döllenme kapasitesindeki azalma, 30'lu yaşların başında başlar ve 35 yaşından sonra giderek belirginleşir. Kronolojik yaş, spontan ve YÜT sikluslarında gebe kalabilme başarısının en önemli belirleyicisidir; zira ileri yaş ile birlikte yumurtalık rezervi de azalmaktadır. Yumurtalık rezervini değerlendirmede, adetin 3. günü bakılan serum FSH düzeyi, serum inhibin B düzeyi, ve transvajinal ultrason ile over boyutu ve antral folikül sayısının belirlenmesi kullanılan yöntemler arasındadır. Bu testler içinde klinik uygulamada en sık kullanılanlar, siklusun 3 .günü serum FSH düzeyi ve USG incelemesi ile karar verilen over boyutu ve antral folikül sayısıdır.

    Yumurtlama ile ilgili problemler sıklıkla anovülasyon (yumurtlamama) veya oligoovülasyona (az yumurtlama) neden olup normal menstrüel siklus uzunluğunu etkilerler. Döllenme olabilmesi için ovülasyon mutlaka olmalıdır.

    Ovülasyon olup olmadığını anlamak için kullanılan metodlar:

    • Hormon düzeyleri: Yumurtlamanın başlamasında sorumlu LH hormonu düzeyleri yumurtlamadan yaklaşık 38 saat önce aniden yükselir. Bu hormonun düzeyi veya yükselip yükselmediğini idrar testi kitleri ile belirleyebilmek mümkündür. Yumurtlamanın oluştuğunu doğrulamak için serum LH düzeyleri de ölçülebilir.
    • Bazal vücut ısısı ölçümleri: Sabahın erken saatlerinde vücut ısısı en düşük noktasında iken yapılan seri ölçümler ovulasyon olup olmadığı ve günü hakkında bilgi verir. Ovülasyonu takiben salgılanan progesteron, termojenik hormondur ve yumurtlamadan sonra vücut ısısı 0.5-1.0 Fahrenheit yükselir. Günümüzde sık kullanılmayan bir yöntemdir.
    • Midluteal serum progesteron düzeyi: Serum progesteron düzeylerindeki yükselme ovulasyonun dolaylı göstergesidir. Luteal fazda ölçülen progesteron düzeyinin 3 ng/ml'in üzerinde olması ovülasyon göstergesi olarak kabul edilir.
    • Ultrason takibi: Ovülasyon dominant folikülün gelişiminin takibi ile belirlenebilir. Ovülasyon bulgusu olarak, gelişen folikülün boyutunun küçülmesi ve douglasda sıvı izlenmesi kabul edilir

    Tubal ve peritoneal ( karın iç zarı) nedenler
    Tubal ve peritoneal faktörler kadın infertilitesinin %30-40'ını oluşturur. Tubal faktörler tüplerinin hasar görmesi veya tıkanması ile ilişkilidir ve geçirilmiş pelvik enfeksiyon, pelvik veya tubal cerrahiye bağlı ortaya çıkar. Peritoneal faktörler ise sıklıkla pelvik enfeksiyon, cerrahi veya endometriyozis ile görülen tüp ve yumurtalıklar arasındaki yapışıklıklar ile ilişkilidir.

    Histerosalfingografi (HSG) tubal açıklığın değerlendirmesinde ilk yapılması gereken testdir. HSG'nin tubal tıkanıklığı tanımlamada %85 duyarlılığı vardır. Adetin 6-11. günleri arasında yapılması gereken bu görüntülemede, rahim ağzı kanalına yerleştirilen bir kanül aracılığı ile suda çözünen kontrast madde rahimin içine enjekte edilir ve seri floroskopik çekimlerle döl yatağının dolumu, kontrast maddenin tubalardan geçişi ve karın boşluğuna serbestçe dağılımı görüntülenir.

    Laparoskopi, tuboperitoneal nedenlerin tanısında altın standart yöntemdir. Pelvik organların doğrudan görüntülenmesi, tüpler ve yumurtalıklar arasındaki yapışıklıklar, endometriyozisin değerlendirilmesi ve tüplerin açık olup olmadığının doğrudan incelenmesi mümkündür.
  • Başa Dön

    Açıklanamayan İnfertilite
    Açıklanamayan infertilite, infertilite değerlendirmesinde yapılması gereken standart testlerin tümünün normal değerlerde olması (normal semen analizi, belgelenmiş ovulasyon bulgusu, normal döl yatağı, her iki tübün açık olması) durumudur. Görülme sıklığı tüm infertil popülasyonda %10-20 civarındadır.

    Açıklanamayan infertilite, üreme verimliliği eğrisinin alt sınırı olarak kabul edilebilir. Ortalama siklus başına gebe kalma şansı %2-4 civarındadır; bu oran normal fertil çiftlerde beklenen orandan (%20-25) daha azdır. Bu olgularda infertilite, standart değerlendirme metodları ile gösterilemeyen sperm veya yumurta fonksiyon bozukluklarına, döllenme sırasında, embriyo gelişimi döneminde veya gelişen embriyonun rahme tutunmasına bağlı nedenler ile ilgili olabilir. Tedavi seçenekleri arasında birden fazla ovumun gelişmesini hedefleyen süperovulasyon ve intrauterin inseminasyon (aşılama) ve tüp bebek uygulamaları yer almaktadır.
    Başa Dön

    İnfertilitede Tedavi Seçenekleri
    İnfertilite yönetiminde klinik uygulamada en sık kullanılan yöntemler;
  • İntrauterin inseminasyon (IUI); aşılama
  • İn vitro fertilizasyon (IVF)
  • İntrasitoplazmik sperm injeksiyonu (ICSI) dur.

    Hepsinde temel amaç aynıdır; döllenme şansını artırmak ve gebeliği başarmak için sperm ve yumurta hücresini bir araya getirmektir.

    Her bir üremeye yardımcı yöntemin felsefesini 3 temel prosedür oluşturur:

  • Overlerin birden fazla yumurta üretmesi için yumurtalıkların ilaç ile uyarılması (süperovulasyon)
  • İnseminasyon veya injeksiyon yapmak üzere, hareketli ve morfolojik normal spermin laboratuar koşullarında hazırlanması ( sperm hazırlığı)
  • Sperm ve oositin bir araya gelmesini sağlayan tekniklerin kullanılması

    Intrauterin inseminasyonda (IUI) amaç, en fazla 3 olgun folikülün ( 18-20mm boyutunda) gelişimini sağlamaktır. 3'ten fazla folikül gelişiminde çoğul gebelik riski artmaktadır. Yeterli folikül gelişim sağlandıktan sonra ovulasyonu sağlamak amacı ile HCG enjeksiyonu yapılır. 34-36 saat sonra laboratuar koşullarında hazırlanmış, motilitesi arttırılmış semen bir kateter aracılığı ile rahim içine enjekte edilir. IUI uygulaması ile siklus başına elde edilebilen gebelik oranı%8-15 civarındadır.

    IVF ve ICSI'de süperovulasyon için kullanılan ilaç dozları daha yüksektir.. Bu tedavilerde, kontrollü ovaryan hiperstimülasyon yapılarak çok sayıda yumurta elde etmek ve laboratuar ortamında sperm ile dölleyerek içlerinden seçim yapılabilecek ve bir kısmınında dondurularak saklanmasına olanak tanıyacak çok sayıda embriyo geliştirmek amaçlanır.

    İnfertilite tedavisinde çok sayıda folikül gelişimi sağlamak için kullanılan ilaçlar; ağızdan alınan klomifen sitrat ve letrozole ve enjekte edilen gonadotropinlerdir.

    Klomifen, infertilite tedavisinde kullanılmaya başlanan ilk ilaçlardandır. Hipofizden FSH salınmasını artırır ve sonuçta yumurtalıklarda foliküler gelişim indüklenmiş olur.

    Aromataz inhibitörü olan letrozolün ovaryan stimülasyonunda kullanılması son yıllarda başlamıştır ve bu konudaki klinik tecrübe sınırlıdır. Özellikle klomifen'e dirençli anovulatuar kadınlarda, letrozol bir seçenek olabilir.

    Enjekte edilerek uygulanan gonadotropinler yaklaşık 40 yıldır klinik kullanımda olan ilaçlardır. Hipogonadotropik kadınlarda, klomifene yanıt vermemiş veya az yanıt vermiş hastalarda ve tüp bebek uygulamalarında süperovulasyonu sağlamak amacı ile kullanılır. Oldukça etkili ve verimli olmalarına rağmen artmış maliyet, çoğul gebelik ve yumurtalıkların aşırı uyarılma riski (OHSS) vardır.

    Uzun yıllar boyunca menapozdaki kadınların idrarlarının saflaştırılması ile elde edilmiş, kas içine enjekte edilerek uygulanan 75 ünite FSH ve 75 ünite LH içeren menotropinler ( hMG, human menopazal gonadotropinler) kullanıldı. Son yıllarda klinik kullanıma rekombinant tekniklerle hazırlanmış cilt altına hastanın kendi kendine rahatlıkla uygulayabileceği rekombinant FSH ve LH preparatları girdi.
    Başa Dön


    IVF ve ICSI

    Oosit ve spermin vücut dışında (in vitro) manüplasyonları sonucu döllenip, gelişen embriyonun rahim içine yerleştirilmesi tekniklerinin tümüne yardımcı üreme teknikleri (YÜT) adı verilir. Bunlar içerisinde en sık kullanılanlar, in vitro fertilizasyon (IVF) ve intrasitoplazmik sperm enjeksiyonudur (ICSI). YÜT yapılmasını gerekli kılan durumlardan bazıları:

  • 4-6 kez ovulasyon indüksiyonu ve IUI denemesine rağmen gebe kalamamış çiftler,
  • Tubal faktör
  • İleri evre endometriyozis
  • Ağır erkek faktörü
  • Açıklanamayan infertilite
  • Tekrarlayan gebelik kaybı hikayesi
  • Azalmış over rezervi

    Çiftlerde çocuklarına aktarılacak genetik hastalık varsa (Otozomal çekinik veya baskın hastalıklar, cinsiyet kromozomu geçişli hastalıklar, dengeli translokasyon gibi) preimplantasyon genetik tanı yapabilmek ve sağlıklı embriyoları transfer edebilmek için ovülasyon indiksiyonu sonrası ICSI yöntemi kullanılır.

    Yardımcı üreme tekniklerinde tedavinin ana hatlarını sırasıyla, gonadotropinlerle kontrollü ovaryan hiperstimülasyon, oosit toplanması, laboratuar ortamında embriyo gelişimi, embriyo transferi ve luteal faz desteği oluşturur.

    Kontrollü Ovaryan Hiperstimülasyon

    YÜT'de birçok ovaryen stimülasyon protokolü kullanılmaktadır. Hepsinde ilk aşama kontrolü ele alabilmek için vücudun kendi ürettiği hormonların düzensiz ve zamansız etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla baskılanmasıdır. Bunun için hipotalamus GnRH analogları ile baskılanır, ardından gonadotropinlerle stimülasyona başlanır.

    Son yıllarda baskılamayı ortadan kaldıran GnRH antagonisti de uygulanmaktadır. Belirli aralıklarla folikül gelişimi ve serum estradiol düzeyleri kontrol edilerek gonadotropinlerin dozu ayarlanır. Hedef 19-20 mm çapında en az iki folikül elde etmektir. Foliküller yeterli büyüklüğe ulaştığında yumurtaların son olgunlaşma basamağını tamamlamak üzere HCG enjeksiyonu yapılır. Bu enjeksiyondan ortalama 34-36 saat sonra yumurta toplama işlemi gerçekleşir.

    (Yumurta toplama işlemi (OPU), IVF, Mikroenjeksiyon (ICSI), embriyo kültürü ve transferi konularında detaylı bilgi için
    "Laboratuar işlemleri" kısmına bakınız)

    Üreme yolundan intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) için girişimsel yolla sperm elde etme
    Ejakülatta hiç sperm bulunmaması durumu azospermi olarak tanımlanır. İnfertil erkeklerin yaklaşık % 10-15'inde azospermi vardır. Bunların %40'ında ise nedeni sperm taşıyan kanallarda oluşan tıkanıklıktır.
    Başa Dön

    Girişimsel yolla sperm elde edilebilecek yöntemler:
  • MikroTESE: Optik büyütme kullanılarak testislerden açık ameliyat ile sperm elde edilmesi,
  • TESA: Perkütan yolla testislerden sperm aspirasyonu yapılması,
  • MESA: Açık ameliyat ile optik büyütme kullanılarak epididimden sperm elde edilmesi.
  • PESA: Perkütan yolla epididimden sperm aspire edilmesi
  • Vazal sperm aspirasyonu
  • Seminal veziküllerden sperm aspirasyonu

    Aspermi/azospermi tanısını sağlamada kullanılan girişim veya tetkikler
    Azospermi tanısı, en az 2 kez yapılan semen analizinde ejakülatın 3000g devirde 15 dakika süreyle santrifüj edilmesinden sonra pellette hiç spermatozoa görülmemesi ile konulur.

    Azoospermi nedenini ortaya koymak amacıyla olgunun özelliğine göre yapılması gerekenler
    Tıbbi hikayenin sorgulanması
    Testis başta olmak üzere genital bölgenin ve sekonder seks karakterlerinin fiziki muayenesi
    Ejakülat volümü, pH ve früktoz içeriğinin ölçülmesi
    Serum folikül uyarıcı hormon (FSH) ve testosteron ölçümleri: Gerekli olgularda diğer hormonlar da istenilebilir.
    Genetik testler: karyotip, Y-kromozom mikrodelesyonu, CFTR gen mutasyonu analizi
    Transrektal/skrotal ultrasonografi
    Vazovezikülografi
    Testis biyopsisi
    İdrarda sperm aranmasıdır.

    Aspermi / azospermi bulguları ve seyri
    Azospermi bulunan erkekte tek belirti çocuk sahibi olamama olabilir. Eğer azosperminin nedeni hormonal bir bozukluk ya da genetik bir anomali ise, buna ait bulgular da görülebilir. Bazı tip sperm kanallarının tıkanıklığı veya ejakülasyon bozukluğu gibi durumlarda meni miktarı azalmış ya da hiç çıkmıyor olabilir. Azosperminin seyri, altta yatan nedene bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Obstrüktif azospermi ejakülatör kanal seviyesinde ise ejakülat volümü 0.5-1 ml'ye kadar düşer. Daha proksimaldeki tıkanıklıklarda ejakülat volumünde belirgin bir değişiklik farkedilemeyebilir.
    Başa Dön

    Girişimsel yolla sperm elde etme ameliyatlarının endikasyonları
    Girişimden önce, eşinde yardımcı üreme teknikleri (YÜT) ile çocuk sahibi olmasına mani olabilecek bir durumun bulunmaması ya da böyle bir durum söz konusuysa gereken tedavisinin yapılıyor olması şarttır. Bunun önceden ortaya konulması gerekir.

    A). Aralıklarla iki kez yapılan sperm analizinde, ejakülatın 3000g devirde 15 dk süreyle santrifüj edilmesine rağmen hiç spermatozoa görülemeyen pellet negatif azoospermi olguları

    Obstrüktif nedenler
    Sperm ileti kanallarında herhangi bir nedene bağlı tıkanıklığın bulunduğu obstrüktif azospermi olgularının tedavisinde ilk amaç tıkanıklığın giderilmesi olmalıdır. Bu şekilde ileride talep edilecek gebelikler için de kalıcı tedavi sağlanmış olunur. Bu nedenle öncelikle cerrahi düzeltme yöntemleri denenmelidir. Bu amaçla proksimal obstrüksiyon için epididimovazostomi, vazovazostomi; veya distal obstrüksiyon için transuretral ejakülatör kanal rezeksiyonu (TUR-ED) ya da prostat içi kistlerin transrektal yolla aspirasyonu düşünülmelidir. Düzeltici tedavi yapılamayan ya da başarısız kalınması durumunda da öncelikle vazal sperm aspirasyonu ya da epididimlerden (MESA, PESA) sperm elde edilmesi düşünülmeli, bunlar yapılamıyorsa testislerden sperm elde edilmesine (TESE, TESA) başvurulmalıdır.
    Sperm kanallarında obstrüksiyon, bilateral vaz deferenslerin konjenital yokluğu ve vazektomi sonrası çocuk istemi durumları için epididimlerden ya da vaz deferensden (vaz deferens yokluğu hariç) sperm elde edilmesi ideal yöntemdir. Distal ejakülatör kanal tıkanıklıklarında seminal veziküllerden sperm aspire edilmesi doktorun tecrübesine kalmıştır. Epididim (PESA) ve testislerden (TESA) perkutan yolla da sperm elde edilebilmekle birlikte, bu yöntemlerde körlemesine girişime bağlı hematom, travma, atrofi gibi olası komplikasyonlar ile dondurarak saklanmaya yetecek kadar sperm elde edilemeyebilir ve histopatolojik inceleme yapmak için doku örneği de alınamaz. TESE'de açık cerrahiye bağlı olası hematom, travma, atrofi gibi komplikasyonlar dikkate alınmalıdır. Doğuştan her iki vaz deferensin gelişmediği CBAVD olgularında öncelikle epididimlerden PESA veya MESA yöntemleriyle sperm elde edilmesi denenmeli, yapılamadığı ya da başarısız kalınması durumunda testislerden sperm elde edilmesine geçilmelidir.

    Nonobstrüktif nedenler
    Ejakülatta spermatozoa çıkmamasının nedeni testislerde sperm üretiminde bozulmaya bağlı ise, tek tedavi seçeneği testislerden sperm elde edilmesidir. Aynı zamanda biyopsi de alınabilmesi ve TESA'da elde edilen hücre sayısının yeterli olmayabileceği düşünülerek genelde doğrudan açık cerrahi ile testislerden sperm elde edilmesi (TESE) tercih edilir. Ancak, TESE ya da TESA yapmadan önce testis içinde fokal spermatogenez odaklarının yerini saptamak (haritalama) ve ileride bu lokalizasyonlarda sperm aramak üzere tanısal amaçlı TESA da yapılabileceği önerilmektedir. Kanıtlanmış verilere dayanılarak, sadece hormonal yetmezliğe bağlı spermatogenez bozukluklarında (hipogonadotropik hipogonadizim) TESE'den önce hormon replasmanı yapılması gerekir. Hormon replasmanı sonrası ejakülatta sperm çıkabilir, eğer çıkmasa bile TESE yapıldığında testislerde sperm bulma olasılığı artar. Birlikte varikosel bulunan azospermi olgularında TESE'den önce varikosel ameliyatının yapılması üstünlüğü kanıtlanmış olmamakla birlikte testiste sperm bulma olasılığını arttırabilir.

    B) Sperm analizinde tüm spermatozoaların hareketsiz (immotil) olduğu olgular
    Bu durumda testislerden motil sperm bulunabileceğini gösteren çalışmalar olmakla birlikte, ejakülat spermi ya da testislerden alınan spermin kullanılmasının üstünlüğü kanıtlanmış değildir.

    C) Yeterli sperm çıkaramayan düşük semen volümlü (hipospermi) azospermi ya da aspermi olguları
    Semen volümünün 1.5 ml'den az olduğu azospermi durumunda distal ejakülatör kanal tıkanıklıkları ya da retrograd ejakülasyon bulunabilir. Ejakülatör kanal tıkanıklığı tedavi edilebiliyor ya da ejakülasyon sonrası idrarda yeterli kalite ve kantitede sperm elde edilebiliyorsa, öncelikle bu spermler kullanılarak tedavi sağlanmaya çalışılmalıdır. Başarılı olunamayan ya da teknik olarak yapılamadığı durumlarda veziküla seminalis aspirasyonu, vaz deferens aspirasyonu, epididim veya testisten sperm eldesine geçilebilir. Nörojenik nedenli ejakülasyon bozukluklarında medikal tedavi, penil vibrasyon ya da elektroejakulasyon ile sperm elde edilmesi olanağı varsa denenebilir. Ereksiyon sağlanamamasına bağlı sperm alınamayan olgularda ise medikal ya da intrakavernozal vazoaktif ilaç injeksiyonları ile ereksiyon-ejakülasyon sağlanılmasına çalışılmalıdır. Bunlarla başarılı olunamayan durumlarda testislerden sperm elde edilebilir. Sorun seminal kanal tıkanıklığı ise, tıkanıklığın seviyesine göre vazal ya da epididimlerden sperm eldesi öncelikle denenmelidir.
    Başa Dön

    Girişimsel sperm elde etme yöntemlerinde alternatif tedavi seçenekleri ve bunların avantajları, dezavantajları, riskleri, komplikasyonları
    Testislerden açık cerrahi ile sperm çıkarılması (TESE)

    TESE bir cerrahi girişimdir. Açık cerrahi yöntem ile testislerin mikroskop altında incelenebildiği TESE'de, içinde spermatogenezin bulunduğu normal seminifer tubüllerin doğrudan görülerek seçilmesi hücre bulma şansını yükseltir. Ama işlem uzun sürerse lokal anestezi yetersiz kalabilir. Bu nedenle TESE'de daha geniş anestezi gerekebilir. Diğer yandan, TESA lokal anestezi ile yapılabilir. Daha kısa süre alır. Mikrocerrahi tecrübesi gerektirmez. Sperm bulma şansının yüksek olduğu düşünülen obstrüktif azospermi olgularında tercih edilebilir. Nonobstrüktif azospermi olgularında TESE ile karşılaştırıldığı zaman hücre bulma oranları konusunda üstünlüğü tartışmalıdır. Bununla birlikte, nonobstrüktif azospermi olgularında testiste sperm bulunup bulunmadığını önceden belirlemeye yönelik haritalama metodunda kullanılabilir. Böylece ileride yapılacak testislerden sperm arama işleminde yön gösterebilir. Maliyeti de TESE'den daha düşüktür. Bununla birlikte, iğne ile testise defalarca girilmesine bağlı arter yaralanması gelişebilir. Özellikle nonobstrüktif azospermi olgularında gerek ICSI'de kullanılmak için gerekse dondurularak saklanmasına yetecek miktarda sperm elde edilemeyebilir. TESE'nin bir üstünlüğü de aynı zamanda histopatolojik incelemeye olanak sağlayan biyopsi alınabilmesidir. Epididimden ya da vaz deferenslerden (burada kanıtlanmış bir veri yoktur ve cerrahın tecrübesi dikkate alınmalıdır) elde edilebilecekken testislerin açılarak sperm aranması önerilmez. Diğer yandan, testis spermi epididim spermine göre gelişimini tam anlamıyla tamamlamamış olabilir ve bu da fertilizasyon başarısını etkileyebilir. Ayrıca, testislerden elde edilecek sperm miktarı epididiminkine göre daha düşüktür. Testiste ameliyata bağlı kanama ve hematom riski MESA'dan daha fazladır. Kanıtlanmamış olsa da, testisin açılması antisperm antikor oluşturma riski taşıyabilir. Ayrıca, vaz deferensten ya da epididimlerden elde edilen sıvı temiz olup, eritrosit ve hücre döküntüleri çok azdır. Bu da laboratuvarda manipülasyon sırasında kolaylık sağlar. Oysa TESE ile elde edilen süspansiyonda çok miktarda eritrosit ve hücre artıkları manipülasyonu güçleştirebilir. Ancak epididimlerin kullanılamadığı durumlarda testiste sperm aranması gerekir. Nonobstrüktif azospermi olgularında ise testislerden sperm elde edilmesi seçilecek ilk yöntemdir.

    Testislerden perkütan yolla sperm aspirasyonu (TESA)
    Lokal anestezi ile yapılabilir. Daha kısa süre alır. Mikrocerrahi tecrübesi gerektirmez. Sperm bulma şansının yüksek olduğu düşünülen obstrüktif azospermi olgularında tercih edilebilir. Bununla birlikte, iğne ile testise defalarca girilmesine bağlı arter yaralanması gelişebilir. Epididimde bir tıkanıklık bulunuyorsa düzeltilmesi mümkün olmaz. Özellikle nonobstrüktif azospermi olgularında gerek ICSI'de kullanılmak için gerekse dondurularak saklanmasına yetecek miktarda sperm elde edilemeyebilir. Obstrüktif olgularda PESA ya da vazal sperm aspirasyonuna bir üstünlüğü yoktur. Testis içerisinde spermatozoa içeren bölgelerin saptanması amacıyla, tanısal amaçlı "haritalama metodu" olarak yapılabilir.

    Spermatogenezin hormonal stimülasyonu
    Kanıtlanmış tek yeri hipogonadotropik hipogonadizm olgularıdır. FSH ve LH hormonlarının normal değerlerde olduğu olgularda bu hormonlarla spermatogenezin uyarılması kabul edilmekle birlikte,başarısı kanıtlanmış olmayıp, münferit çalışmalarda sonuç alınabildiğine dair veriler vardır.

    Obstrüktif azospermide rekonstrüktif cerrahi
    Sperm çıkmama nedeni eğer sperm kanallarında bir tıkanıklığa bağlı ise, her şeyden önce bu tıkanıklığın açılmasına yönelik girişimlerde bulunulması gerekir. Başarısız kalınması durumunda diğer yollarla sperm elde edilmesine geçilmelidir. Rekonstrüktif cerrahinin maliyeti YÜT'den daha azdır. Eğer tıkanıklık giderilebilmişse, çiftin bundan sonra da doğal yolla çocuk sahibi olmaları mümkündür. Bu nedenle, rekonstrüksiyon öncelikle düşünülür. Vazektomi geçiren erkeklerde vazektominin üzerinde 15 yıldan fazla süre geçmişse, sperm kalite ve sayısında bozulmaya bağlı olarak gebelik oranları düşebilir. Bu durumda IVF-ICSI yapılmak üzere epididim ya da testislerden sperm elde edilmesi tercih edilebilir. Ayrıca, vazektomi sonrası ejakülatta sperm çıkması için geçmesi gereken süre ortalama 12 aydır. Eğer kadının yaşı 37'nin üzerindeyse zaman kaybını önlemek için epididim ya da testislerden sperm elde edilmesi seçilebilir. 40 yaş üzeri kadınlarda ise ister vazektomi sonrası doğal yolla isterse ÜYTY ile gebelik şansı anlamlı derecede azalır. Dolayısıyla, vazektomi sonrası sürenin 15 yılı geçmediği ve kadına ait bir faktör yoksa rekonstrüktif cerrahi düşünülmelidir. Vazoepididimostomi için, kadının ileri yaşta olmaması ve kadına ait diğer faktörlerin bulunmaması göz önüne alınmalıdır. Rekonstrüktif cerrahi kararı verilirken cerrahın tecrübesi de önemlidir.

    Distal ejakülatör kanal tıkanıklıklarının cerrahi tedavisi
    Ejakülatör kanallarda tıkanıklık ortaya konulmuş ise öncelikle bunun düzeltilmesi yapılmalı, başarısız kalınır ya da düzeltilemeyecek durumda ise diğer yöntemlerle sperm elde edilmelidir. Bununla birlikte, eğer kadının yaşı 37'nin üzerindeyse zaman kaybını önlemek için diğer girişimsel yollardan biri kullanılarak sperm eldesi + IVF/ICSI seçilebilir. 40 yaş üzeri kadınlarda ise ister aspirasyon sonrası doğal yolla isterse ÜYTY ile gebelik şansı anlamlı derecede azalır.
    Başa Dön

    Girişimsel yöntemlerle sperm elde edilmesinin riskleri, komplikasyonları ve sonuçları:
    1. Her şeyden önce, detaylı aramaya rağmen istenen kalite ve sayıda sperm elde edilemeyebilir. Elde edilse bile, bunların kullanılması ile ICSI sonrası ortalama gebelik şansı % 30-40 arasında kalır.

    2. Her ne kadar bu teknoloji infertil erkeklerin tedavisinde büyük bir üstünlük sağlamaktaysa da, bu tekniklerin kısmen yeni oldukları ve uzun-dönem güvenilirliklerinin henüz belirlenmediği de akılda tutulmalıdır. ICSI sikluslarından doğan çocuklarda seks kromozom anomalilerinde artış olduğunu gösteren kanıtlar vardır. ICSI sonrası doğan çocuklarda maior konjenital anomali riski % 2.4-3.4 civarındadır. Doğal yolla elde edilen gebeliklere göre (% 2.1) ICSI sonucunda major konjenital anomali riskinde bir miktar artış olduğunu şüphelendiren kanıtlar bildirilmiş olmakla birlikte oldukça tartışmalıdır. Ancak burada anomali gelişim nedeni nonobstrüktif azospermide yetersiz spermatogenez sonucu gelişmiş, yapısal ya da moleküler bozukluk taşıyabilecek spermlerin kullanılmasından kaynaklanabileceği gibi, ICSI tekniğinin kendisinden de kaynaklanıyor olabilir. Az da olsa sperm elde edilen ama testislerde normal sperm üretiminin yapılamadığı erkeklerde buna neden olan ya da katkıda bulunan genetik anormallikler bulunabilir. Azospermik erkeklerin % 15-20'sinde kromozom anomalisi, % 13'ünde ise Y-kromozom delesyonu bulunur. Böyle olgularda elde edilen ve bu genetik bozuklukları taşıyan sperm hücrelerinin kullanılmasının fertilizasyon ve gebelik şansını azaltabileceğine ait klinik bulgular mevcuttur. Ancak, doğacak çocukta ortaya çıkabilecek anomalilerin bu hücrelerin kullanılmasına bağlı olup olmadığı kesinlik kazanmış değildir. Y-kromozom delesyonu taşıyan erkeklerin bu defekti doğacak çocuklarına taşıma riskleri vardır. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak, nonobstrüktif azospermi ya da şiddetli oligo-asteno-teratospermisi bulunan erkeklerde IVF/ICSI öncesi karyotip analizi ve Y-kromozomu mikrodelesyon araştırmalarının yapılması, bilateral vaz deferens yokluğu olgularında CFTR gen mutasyonu araştırılması şarttır. Yine de, bu testlerin normal olması durumunda bile çocukta anomali gelişebileceği akılda tutulmalıdır. Her iki vaz deferens palpe edilebiliyor, spermatogenezin normal olduğu ve azosperminin mevcut seminal kanallardaki bir tıkanıklık sonucu geliştiği kesinse ve genetik bir başka bozukluk şüphesi de bulunmuyorsa, genetik incelemeye gerek yoktur. ileri anne yaşı, tekrarlayan IVF başrısızlıkları, karyotip bozuklukları, kromozom translokasyonları ve ailede çocuğa geçebilme riski taşıyan kalıtsal bozuklukların bulunması durumlarında preimplantasyon genetik tanı ve/veya amniosentez gerekebilir. Gerekli görüldüğü takdirde gebelik sonlandırılabilir.

    3. Cerrahi uygulamadan sonra organda enfeksiyon, abse gelişebilir ve uzun süre antibiyotik tedavisi, bazen de hastaneye yatmak gerekebilir. Günümüz gelişmiş tekniği sayesinde son derece nadir olmakla birlikte, enfeksiyon sonrası organ kaybı olabilir.

    4. Ameliyat sırasında kullanılan lokal anestezik allerjisi nadir görülen bir komplikasyondur. Genel anesteziye bağlı solunum ve dolaşım problemleri gelişebilir. Kanama bozukluğu olan hastalarda diğer cerrahi girişimlerde olduğu gibi kontrendikedir.

    Mikroskop kullanılması (TESE, MESA) ile riski oldukça azalmakla birlikte, skrotal ya da testiküler hematom ve kanama olabilir. Böyle durumda uzun süreli yara tedavisi ya da hastaneye yatış yapılması ve yeniden ameliyat edilmesi gerekebilir.

    5. Çok geniş doku çıkarılması ya da kanlanmanın bozulması testislerden salgılanan testosteron hormonunda azalmaya, testiste atrofiye veya organ kaybına yol açabilir. TESE ameliyatı sonrasında yeniden TESE yapılması için aradan en az 6 ay geçmesi beklenmelidir.

    6. Normal spermatogenez bulunan obstrüktif infertilite olgularının > % 90'ında sperm elde edilebilir. Nonobstrüktif azospermi olgularında ise testislerden sperm elde etme oranı % 57 civarındadır. Testis dokusunun histolojisine bağlı olarak bu oranlar % 16 ile % 100 arasında değişebilir. Sperm elde edildikten sonra, klinik gebelik oranları ise ortalama % 30-40 arasındadır. Eğer önceden geçirilmiş enfeksiyon, travma ya da ameliyatlara bağlı bozulma söz konusuysa sperm elde etme oranları düşebilir.

    7. Girişimsel yöntemlerle sperm elde edilebileceğini önceden gösteren kanıtlanmış bir test yoktur. Testis volümnü, serum FSH düzeyi ve erkeğin yaşı ile testiste canlı spermatozoa bulma arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Önceden alınan testis biyopsisi sonuçları kısmen sperm bulma olasılığını tahmin ettirebilirse de, kesin bir değeri yoktur. Y-kromozomu mikrodelesyon testinde ise sadece AZFb bölgesinin total delesyonlarında TESE ile sperm bulma şansının sıfıra yakın olduğu söylenilebilir. Epididimin elle muayenede dolgun hissedilmesi obstrüksiyon lehine bulgudur. Ayrıca, vaz deferensin muayenede yokluğu, vazektomi yapılmış olması ya da tıkanıklık yönünde bulgu vermesi de uygun yöntem seçildiğinde sperm elde edilme şansının yüksek olduğuna işaret eder.

    8. IVF/ICSI yapılacak olgularda kadında kullanılan hormonlara bağlı olarak ovarian hiperstimülasyon gelişebilir. Bu durumda hastaneye yatırılması ve tedavi görmesi gerekebilir.

    9. ICSI'lerin % 30-35'inde ikiz, % 5-10'unda ise üçüz ya da daha fazla gebelik gelişebilir. Çoğul gebelikler çocukta mortalite ve morbidite riskini de beraberinde taşır. Gerekli endikasyonlarda çoğul gebeliklerin azaltılması düşünülebilir.

    İşlemi kimin gerçekleştireceği
    Uygulama, konusunda tecrübeli üroloji uzmanlarınca yapılmalıdır. Veziküla seminalis aspirasyonu için, üroloji uzmanı yanında bu konuda tecrübeli radyoloji uzmanları eşlik edebilir.

    İşlem reddedilirse hastalığın yaratabileceği sonuçlar:
    Girişimsel sperm elde etme yöntemleri hayat kurtarıcı ameliyatlar değildir. Yapılmaması sağlık açısından bir sorun yaratmaz. Sadece, çocuk sahibi olunabilecekken, bu şansın kaybedilmesi söz konusudur.

    Girişimsel yöntemlerle tedavi kabul edilirse avantajları ve beklenen sonuçları:
    Girişimsel sperm elde etme yöntemlerinin, azospermik/aspermik erkeklerin çocuk sahibi olmalarında başarısı ve güvenilirliliği kanıtlanmıştır. Başka yolla çocuk sahibi olamayan çiftlerin bu yolla çocuk sahibi olmaları mümkündür. Normal spermatogenez bulunan obstrüktif infertilite olguların tamamına yakınında sperm elde edilebilir. Ancak geçirilmiş enfeksiyon sekelleri, travma ya da önceki ameliyatları nedeniyle sperm elde etme oranları düşebilir. Nonobstrüktif azospermi olgularında ise sperm elde etme oranı testis dokusunun histolojisine ve altta yatan genetik bozukluklara bağlı olarak % 16 ile % 100 arasında değişebilir. Klinik gebelik oranları ise ortalama % 30-40 arasındadır.

    Açık Ameliyat ile testisten sperm elde edilmesi (TESE)
    Ejakülat çıkaramayan ya da ejakülatında hiç sperm bulunmayan erkeklerde,testislerinden ameliyat ile sperm aranması işlemine Testisten Sperm Çıkarma (TESE; testiküler sperm elde edilmesi) adı verilir.

    TESE yöntemi
    TESE lokal anestezi ile yapılabilir. Ancak bazı durumlarda işlemin uzun sürmesi nedeniyle lokal anestezi yetersiz kalabileceğinden bölgesel ya da genel anestezi de seçilebilir. Lokal anestezi yapılan olgularda intravenöz hafif sedasyon sağlanması hastaya ve cerraha rahatlık sağlar. Ameliyatın amacı testislerde içerisinde spermatozoa bulunabilecek seminifer tubüllerin seçilerek çıkarılmasıdır. Çıkarılan tubüller daha sonra laboratuvarda ayrıştırma işlemine alınarak, yeterli kalite ve sayıda sperm elde edilmeye çalışılır. Çalışmalar, seminifer tubül seçiminde optik büyütme kullanılmasının, çıplak gözle doku çıkarılmasına göre hem sperm elde etme başarısını artırdığını hem de testis dokusunda oluşabilecek hasarı azalttığını, doku beslenmesinde bozulmayı minimuma indirdiğini ortaya koymuştur. Burada lup (cerrahi gözlük) kullanılabilirse de, 20x - 30x büyütme gerektiği zaman lup yetersiz kalabilir. İdeal olanı en az 20x optik büyüme sağlayabilen ameliyat mikroskobunun tercih edilmesidir.

    Ameliyata önce diğerine göre daha büyük olan testisten başlanır. Mikroskop altında yapılıyorsa içerisinde normal spermatogenezin bulunduğu düşünülen, diğerlerinden daha büyük ve opak-beyaz renkte tubüller seçilerek çıkarılır. Çıkarılan doku derhal laboratuarda hazırlanır ve sperm elde edilip edilememe durumu ameliyat ekibine bildirilir. Yeterli hücre elde edilememişse işleme testisin diğer alanlarında devam edilir. Gerekirse karşı testise geçilir. Testisin beslenmesini bozmayacak miktarda maksimum doku çıkarılana kadar işleme devam edilir. Amaç, testise en az hasar verecek şekilde doku çıkarılarak IVF-ICSI'de kullanılabilecek yeterlilikte kalite ve kantitede spermatozoanın elde edilebilmesidir. Elde edilen spermin fazlası ileride kullanılmak üzere dondurularak saklanabilir. Ancak dondurma işleminin tekniğinden kaynaklanan hücre canlılığının %50'ye varan oranlarda kaybedilmesi, implantasyon oranında azalma, spontan mutasyon gibi biyolojik riskler de gelişebilir. Yapılan çalışmalar dondurma işleminin doğumsal anomali riskini artırmadığını bildirmektedir. Bununla birlikte bazı çalışmalar testislerden alınan spermlerin dondurulmaları sırasında, ejakülat spermlerine göre DNA hasarı gelişme sıklığının daha fazla olduğu yönündedir. Mevcut bilgilerimize göre, dondurup çözme sonrasında canlı sperm sayısı düşebilir, ama mevcut canlı spermlerin fertilizasyon ve gebelik oranları ejakülat spermlerinden farklı gelişmez. Çok az sayıda spermatozoanın dondurulduğu zaman çözülme sonrasında tamamının canlılığını kaybedebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle, tanısal amaçlı TESE yapılıp, eğer bulunabilirse spermin dondurularak saklanması bir alternatif olsa da, yumurta toplama işlemiyle eş zamanlı olarak TESE yapılması ve hemen IVF-ICSI'de kullanılması öncelikle tercih edilmelidir. Bu sırada fazla sperm elde edilmişse bunlar dondurulup ileride kullanılmak üzere saklanılabilir. Obstrüktif azospermi olgularında dondurulmuş ya da taze testiküler veya epididimal spermler kullanılarak yapılmış ICSI olgularından elde edilen gebelik oranları arasında belirgin bir fark bulunmazken, nonobstrüktif azospermide dondurulmuş ya da taze testiküler spermler için gebelik oranlarının benzer olup olmadığı konusu açıklığa kavuşmuş değildir.
    Başa Dön

    TESE için öngörülen girişimin süresi, hastanede kalış süresi:
    Açık cerrahi ile yapılan TESE ameliyatı, tek ya da iki taraflı yapılması veya ameliyat mikroskobu kullanılması durumlarına ve testis histolojisine göre değişiklik göstererek, 30 dakika ile 2 saat arasında sürebilir.

    Lokal anestezi ile yapılmışsa, hemostazın gözlenmesi ve ağrının kontrolü için 1-2 saat gözlem altında kalınması gerekir. Aynı zamanda sedasyon anestezisi de uygulanmışsa hastanın kendine gelmesi için bu süre bir miktar daha uzayabilir. Genel anestezi alan hastalar gerekirse bir gece hastanede yatırılabilir.
    Başa Dön

    TESE sonrası (evde, işinde) dikkat edilmesi gereken özellikler:
    Ameliyat sonrası hasta kendine gelmesi ile birlikte ayağa kalkabilir. Yara yerini travmatize etmemek kaydıyla yürümek ve hareket etmek serbesttir. İlk gece ağrılı olabileceğinden oral analjezikler gerekebilir. Tek taraflı ve küçük kesi yapılmış olgularda ertesi gün işe dönülebilir. iki taraflı ve geniş alanda ameliyat yapılmış hastaların 3•7 gün arasında evde istirahat etmesi uygun olur. Temiz yaralarda yara yerini tahriş etmeyecek biçimde ertesi gün banyo yapılabilir. Tam kapanmamış yaralarda ise yara kapanana kadar su değdirilmemesi gerekir. Normal şartlarda cinsel ilişki ve ağır aktivitelere 1 hafta sonra başlanmalıdır.

    Luteal faz desteği
    Embriyo transferi sonrasında rahim içi zarının (endometriyum) ve büyüyen embriyonun gelişimini desteklemek için progesteron (oral, vajinal veya intramüsküler yoldan) ile luteal faz desteği yapılır. Gebelik gerçekleşir ise bu tedaviye gebeliğin 10. haftasına kadar devam edilir. Gebelik olup olmadığı transferden 12 gün sonra serum B-hCG düzeyi ile kontrol edilir. Eğer gebelik var ise 3 hafta sonra USG ile gebelik kesesi değerlendirilir.

    Dondurulmuş Embriyo Transferi
    Tüp bebek uygulamalarında embriyo transferi yapıldıktan sonra geride kalan kullanılmamış kaliteli embriyolar ailenin de izni alındıktan sonra ileriki uygulamalarda kullanılmak üzere dondurularak saklanır. Bazen de tüp bebek programına girmiş ve folikül gelişimi için gonadotropin kullanan hastalarda yumurtalıkların aşırı uyarılması durumu gelişir. Bu durumda embriyo transferi yapmak klinik tabloyu daha da ağırlaştırabileceğinden embriyolar dondurularak saklanır ve başka bir siklusda hastanın klinik durumu düzelince transfer yapılır.

    Dondurulmuş embriyoların kullanıldığı sikluslar öncesinde ilaç kullanımı, yumurta toplanması işlemleri gerekmediğinden çifte fiziksel, psikolojik ve maddi anlamda daha az yük getirir. Bununla birlikte dondurulmuş embriyolar transfer amacı ile çözüldüğünde her zaman ayni oranda canlılık ve gelişim potansiyeli gösterememektedirler, bu durum bazı olgularda gebelik oluşmaması veya transfer iptali ile sonuçlanabilmektedir.

    Dondurulmuş embriyo sikluslarında hasta sadece rahmi olgunlaştıran östrojen içeren tabletler alır veya yapıştırma bantları uygular. Rahim içi zarı uygun kalınlığa ulaştığında embriyolar çözülerek transfer edilir. Dondurulmuş embriyoların kullanıldığı sikluslardan elde edilen gebeliklerden dünyaya gelen bebeklerde taze sikluslara kıyasla artmış anomali riski gösterilmemiştir.
    Başa Dön


  • © 2007 Tüm Hakları Acıbadem Sağlık Grubuna aittir.